Başlık

Autem vel eum iriure dolor in hendrerit in vulputate velit esse molestie consequat, vel illum dolore eu feugiat nulla facilisis at vero eros et dolore feugait

Aylık arşivMart 2017

Yaşamaya Uyanmak.

Uyanma nasıl yaşanır? Sadece yaşamak yeterli mi? Yoksa bir nevi transa mı geçmeli?

Trans derin bir uyku halidir. Birçok insan uyanması zor olan bu haldedir toplumda. Bu uykunun bir sonraki hali katalepsidir.

Uyanma… Yaşama uyanma… Kim olduğuna uyanma… Yaşıyormuş gibi yapmaksızın, kim olduğunu bilerek yaşamak… Kim olduğunu bilmek birçoğumuza anlamsız bir cümle gibi gelebilir. Burada anlatılmak istenen kimlik arayışı değildir. Dışarıdan bakıldığında herkesin bir kimliği var, hakim, savcı, bekçi, çöpçü… İçimizde bizi yöneten kimliğimiz hangi tarafımız? Şeytani tarafımız mı, insani tarafımız mı? Bunu fark edebilmek…
Hani bir tarafımız sigarayı bırakmak ister diğer tarafımız istemez ya, çelişkili bir durum yaşarız. Şeytani tarafımızı pekala tanırız… Bu yanımızla yüz yüze gelebilmekte mesele…
Onunla savaşıp, şeytani tarafımızı  ele geçirebilir, kendi sistemimize katabilirsek, bu yaşadığımız süreç sonunda benliğimiz dışarıda kalanı içine aldığından güçlenir. Kişilik bölünmesi ortadan kalkar, kişiliğin bilinçli ve bilinçaltı yönleri bir araya gelir…
Şeytani tarafımızla yüzyüze gelmeyi başamazsak, bu yanımızı  inkar edersek, düşmanlık ve saldırganlık kaynağı olur. Ama yüzleşmeyi başarır onu yenersek, bilinçli olarak kişiliğimize aktararabilirsek enerji ve yaşam kaynağı olur.

Uyanma neden çok olağan bir şey değil? Yani neden uyumuşuz ki?

Kişilik bölünmesi ortadan kalktığında kim olduğumuzu anlar ve yaşama kendi kimliğimizle uyanırız. Doğal halimize döneriz. Toplumun, diğer insanların, medyanın, bizi sürüklediği toplumsal akıl yerine evrenin bize verdiği aklı kullanarak yaşamaya çalışırız.

Uyuyan insan tehlikesiz olduğundan insanları uyandırmamak için bu konularda toplumları yönetenler genelde çok sessiz davranır. Çeşitli toplumsal yöntemlerle insanları uyandırmak yerine uyutmanın yolları aranmıştır.

Yaşama uyanmış, Satori’ye ulaşmış kişiler tanıyor musunuz?

Zen rahiplerinden satoriye ulaşmış kimse tanımadım, tanıdıklarımdan da satoriye ulaşmış olduklarını iddia edenler olmadı. Çevremde insanlara yol gösteren,  kendini ermiş sanan, Satori’ye ulaşmış gibi davranan birkaç kişi gördüm ama o kişilerin de olaylar karşısındaki tepkileri diğer insanlardan farklı değildi…

Satori; yaşanan ruhsal bir durumdur, zihinsel bir farkındalıktır. Ancak yaşayan kişi bilir, kendinin o tarafını kendisi tanır. Sıradan gibi gözüken, kendisini bir terbiye örtüsü altında gizlemiş ustalar tanıdım etrafına nur saçan. Bu insanların içlerindeki aydınlık dışarıya yansır. Görebilene…

Tasavvuf da aynı noktalara varıyor gibi…

Tasavvuf deyince sadece islam tasavvufu gelmesin akla. Amaç dağın tepesine ulaşmaksa birçok yol vardır oraya giden… Yaya gidilir, katırla gidilir, helikopterle daha çabuk gidilir. Önerim, atalarımızın zirveye çıkan yolunu izlemek olacaktır. Genlerimizde atalarımızın haritası vardır. Onlar hangi yolları kullanmışlarsa bizler de o yolları kullanarak zirveye tırmanabiliriz.  Bilinmeyen yollarda kaybolma riski daha fazladır.***Sensei Ahmet Kösoğlu ile Zen’den Ben’den sohbetlerimiz devam edecek…

Kartalın Yeniden Doğuşu

Doğadan çıkarılacak çok ders var…
    Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok
ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40’a
dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve
ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması
iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini
yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve
zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar
sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve
orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde
yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya
vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan
sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini
yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun süreli
bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır
duruma gelir.
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda
kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski
alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak
zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin
yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak
yararlanabiliriz.
‘Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için
hedefime doğru ilerliyorum.’  

Graciela

Savaş Sanatları Hakkında….

Savaş Sanatları Hakkında….
Hemen hemen her savaşan millet kendilerine  özel bir stil geliştirmiştir. Silahlı veya silahsız, savaşıcıların bu stilleri genelde birbirlerine benzerlik gösterir. Barışta ise askerler, samurailer ve hatta polisler bu tekniklerle kendilerini eğitirler..
Hindistanlılar’ın kalarippayat,
Çinliler’in kung-fu,
Koreliler’in taekwando,
Taylandlılar’ın box,
Türkler’in Güreş, Külçe, Tokat, Gürz, Mızrak vb.
gibi savaşta kullandıkları teknikleri vardı.
Korunma güdüsünden dolayıdır ki bu teknikleri her canlı kendi anatomisine uygun olarak geliştirmiştir. Her canlının soyunu korumak için kendine has bir korunma yöntemi vardır.
Tarihe bakıldığında milattan önce 1000-1500 yıllarından kalma eski hint yazıtlarında bir takım savaş sanatlarından bahsedilir.
Uzak Doğu sporları aslen uzak doğuda çıkmamıştır. Jujutsu temelinden gelen bu sporların dünyanın değişik yerlerinde yüzyıllar önce de başka isimler adı altında yapıldığı bilinen bir gerçektir.
Daito Ryu’nun kurucusu Sokaku Takeda bu savaş sanatlarını muazzam bir şekilde derleyip Ju jutsu’yu,
Prof. Jigaro Kano Ju jutsunun vuruşlu tekniklerini ayırıp modern judoyu,
Sayın Funa Kuchi vuruşlu teknikleri derleyip Karate Do’yu, 
Büyük Hoca Morihei Ueshiba “ Bütün bu sporların hemen hepsi ile uğraşan ve bir derleme yapıp ortaya sadece kendini yenmek gibi müsabakayı kendinle yapıp barışı ve huzuru önce kendinde arayan kendinle uyumu sağlayıp evrenle aynı uyum içinde olmanın ve gerçek zaferin kendini yenmenin olduğunu öğreten bir misyonu ortaya koyup ve bunu dünya barışına armağan edip Aikido’yu kurmuştur.
Morihei Ueshiba 14 Aralık 1883 tarihinde doğmuştur. Aikido 1924 senelerinde Japonya’da yaygınlaşmıştır. Sonra Amerika, Avrupa ve dünyanın bir çok ülkesine yayılmıştır.
Judo ise 1880’li senelerde öğretilmeye başlanmıştı. Alba güreşi ve Özbekler’in Kuraş sporunun ise judodan yüz yıl evvel yapıldığı bilinir ve tekniklerde büyük benzerlikler olduğu bilinmektedir.

Ahmet Kösoğlu

Shibumidojo © 2009

 

Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları

 Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o,herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.

 Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.

 Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin!

 Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın!  Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.

 Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın

ne olduğunu öğrenmesin.

Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin, istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.

Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki,onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.

Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç

işlerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata

hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin!!

 Bu yukarıda yazılı maddeler ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından

hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır.

Günlük yaşamda güvenlik

 

Günlük yaşamda güvenlik

Dünyadaki saldırılar, tecavüzler, kapkaç olayları, soygunlar vb. olaylar sebebi ile her an bir insanın daha canı yanıyor…

İlk etapta önemli olan kendini korumayı bilmek değil, kendinizi korumanız gerekecek bir duruma düşürmemektir!

Kendinizi korumanız gerekecek bir duruma düşürmemek için aşağıda yazılan notların size yararı olacaktır.

     Bu tedbirleri üç kısma ayırabiliriz…  

a) Olay olmaması için alınacak önlemler,

b) Olay anında yapılması gerekenler

c) Olaydan sonra nasıl davranmalı.

Özellikle bayanlara ve çocuklara yapılan bu saldırı ve tecavüzlerin çoğu tanıdığımız insanlar tarafından meydana geliyor. Bunu da aklımızdan çıkarmayalım.!

Aşağıda okuyacağınız öneriler önlem olarak uygulanabilinir notlar olup, hayata geçirmek için devamlı pratik gerekir.

Dik yürüyün ve kendinize güvenerek hareket edin…

Takip edildiğinizde panik yapmayın…

Hırsızın istediği cüzdansa, cüzdanı ona vermeyip atabileceğiniz kadar uzağa fırlatın, hırsız cüzdana doğru koşarken eğer koşunuza güveniyorsanız aksi istikamete koşun…

Arabanızı gereksiz aksesuar dikkat ve ilgi çekici süslerden arındırın, arabanızda değerli eşya ve değersiz de olsa çanta, torba vs. bırakmayın…

Bagajda veya arabanızın herhangi bir yerinde içinde para veya değerli eşyalar bulunan çanta, diz üstü bilgisayar vb. gibi eşya bırakmayın. Bagaj ve koltuk altları artık ilk bakılan yer oldu..

Arabanıza veya evinize her giriş çıkışlarda ilk yapmanız gereken, kapıları kilitlemek olmalı.

Arabanızın ve evinizin kapılarını çiçekçi, milli piyangocu vs. veya adres sormak için gelen hiç kimseye açmayınız…

Aracınıza binmeden sağınıza, solunuza, arkanıza, ön ve arka koltuklarına ve yerlerine bakarak etrafı şüpheli durumlar ve kişiler için kontrol edin.

Şayet aracınızın yanına şüphelendirici bir kamyon veya minibüs park etmişse, aracınıza binmeden durumu gözden geçirin gerekirse, yan kapıdan giriş yapın.

Birçok seri katilin, kurban kendi aracına binerken, kurbanlarını büyük araçların içine çektikleri tespit edilmiştir.

Arabadan herhangi bir sebeple inmeniz gerekirse (benzin alma, vb .gibi) kesinlikle aracı kilitleyip inin.

Arkadan veya herhangi bir şekilde aracınıza çarpıldığında soğuk kanlı olun, araçtan inmeniz gerekirse aracı kilitleyip inin, anahtar elinizde olmasın…

Genelde araç hırsızları böyle tuzaklar hazırladıkları için anahtarı cebinize veya hırsızın göremeyeceği ve alamayacağı bir yere koyun…

Aracınıza biner binmez kapıları kilitleyip, hareket ediniz. Çanta düzeltme, makyaj tazeleme, cüzdan yerleştirme, fatura kontrolü gibi işleri sonraya bırakınız. Bu zaman içinde kötü niyetli kişiler aracın sağ veya arka koltuğuna binip sizi tehdit edebilir.

Saldırganın bir silahı varsa ve siz onun kontrolü altında değilseniz, kaçın. Onun sizi kaçarken vurma ihtimali 100 atışta 4’dür. Vursa bile, kurşunun yaşamsal bir organa gelme ihtimali daha da düşüktür. Koşarak ve zik zak çizerek kaçınız.

Merdivenleri kullanmaktansa, asansörü tercih ediniz. Issız merdivenler ve merdiven boşlukları her tür suç ve şiddet için uygun mekanlardır özellikle de geceleri.

Kendilerine polis süsü vererek araçlarına binmenizi isteyen veya evinize girmek isteyen her kimse kesinlikle kimlik sorun, mümkünse polisi arayın.

Sakat, yardıma ihtiyacı var gibi gözüküp size yaklaşmak veya sizin onlara yaklaşmanızı sağlayıp zarar verebilirler…

Yardıma ihtiyacım var, yol param yok, karnım aç gibi sözlerle cüzdanınızı veya cebinizden paranızı çıkarttırıp, dikkatiniz ondayken diğer arkadaşı çantanızı veya paranızı kapıp kaçabilir.

Kavga veya kargaşa çıkarıp dikkatinizi oraya yoğunlaştırıp cüzdan veya kıymetli bir eşyanızı çalabilirler. Bu tip olaylar sizi ilgilendirmesin .

Üzerinizde kıymetli bir şey göze çarpmasın, hırsız gördüğünü alacaktır .

Son zamanlarda katil veya hırsızlar, kurban seçtikleri ve yalnız olduklarını bildikleri bayanların kapısının önüne, bebek veya çocuk ağlaması kaydedilmiş teypler bırakıyormuş. Bu sesi duyan bayanlar meraktan veya merhametten kapıyı açtığında saldırıya uğrayabilirler. Lütfen her tür olağan dışı ses, gürültü v.s.’de kesinlikle yardım çağırın.

Bir alışveriş merkezi veya herhangi bir toplantı bitimi dışarı çıkarken (geç saat ise) tek başınıza dışarı çıkmayın, başkalarının çıkışları ile birlikte çıkın. Yani tanımadığınız insanlar bile bizim yalnızlığımızı çevreden korumak için büyük bir yardımcı unsuru haline geliyor .Çevrede insan olmasına her zaman özen gösterin ve özellikle de çocuklarınıza yalnız olmamalarını öğütleyin.

Evde yalnızsanız bunu kimseye belli etmeyin, ayrıca herhangi bir telefona ya da kapıya gelen bir tanıtımcıya ”evde benden başka kimse yok” demenin tehlikeli olabileceğini, onun yerine şu an müsait değiliz gibi kalabalık hissi verdiren çoğul ekleri kullanın.

Gelişmiş teknolojinin günümüze sağladığı en büyük kurtarıcımız ise cep telefonlarıdır. Cep telefonunuzun bir tuşla ulaşabileceğiniz acil numaralar hafızasını kesinlikle aktif halde bulundurun!

Arabayla takip ediliyorsanız asla evinize gitmeyin! Takip edildiğinizi fark etmemiş gibi davranmayın ama kesinlikle panik yapmayın. Her zaman için üstünde durulması gereken nokta, hiçbir zaman panik yapmamak ama karşınızdaki insanların varlığından haberdar olduğunuzu bilmelerini sağlayıp korkmadığınızı göstermektir. Kimse ilk olarak güçlü birine saldırmak istemez ve gücünüz fiziksel yapınız değil, görünüşünüzdür. Ek olarak da hepimizin bildiği gibi otostopçuları arabanıza asla almayın!

Düşmandan korunmak için ilk önce onu tanımak gerekir. Çevrede olup bitenden haberdar olun. İşlenen suçları ve ne tipte insanların hangi çevrelerde suç işlediğini bilin. Şunu özellikle üstüne basarak tekrar söylemek istiyorum; yapılan tacizler ve tecavüzlerin % 80’i tanıdığımız insanlar tarafından yapılıyor! Özellikle çocuklara yapılanlar tanıdıkları, sevdikleri ve güvenip onlarla yalnız kaldıkları insanlar tarafından gerçekleştiriliyor! Gerçekten tanıdığınıza emin olmadığınız hiçbir insanla yalnız ortamlarda bulunmayın ve çocuklarınızı kimseye güvenip de teslim etmeyin!!! Ve bu gibi olaylar başınıza geldiğinde korkmayın!!! Çevrede duyulup küçük düşmekten korksanız dahi, polise gidemeseniz bile bir kaç insanın bu durumdan haberdar olmasını sağlayıp tüm tedbirlerinizi alın. Tehdit edilmek sizi korkutmasın, geri savaşın!!!

Biri tarafından biryere gitmeye zorlanıldığınız zaman ne olursa olsun, ölüm ve yaralanma ile tehdit edilseniz bile halka açık yerlerden uzaklaşmayın, insanlardan uzaklaşmayın. Özellikle kaçırılma olaylarının nerede başımıza geleceği belli olmayacağı için hiçbir şekilde insanlardan uzak yerlere götürmelerine müsade etmeyin. Bunun içinde şu gibi şeylere dikkat etmeniz gerekir. Karşınızdaki insan sizi silahla tehdit ediyorsa “İmdat! Silahlı biri beni kaçırmaya çalışıyor!” diye bir cümle sarf ederseniz çevrenizde sizden başka kimse kalmaz ve bu sizi kaçırmak isteyenin işine gelir. Fakat yüksek sesle üst üste hayır diye tekrarlayabilir “Terbiyesiz, beni rahat bırak” diyebilir veyahut aklınıza gelebilecek ve çevredeki insanları korkutup kaçırmadan üstünüze dikkat çekebileceğiniz yöntemleri uygulayabilirsiniz

Tedbirler alındı ama savaş kaçınılmazsa ?!

Silahlı veya silahsız kendinizi korumanız gerekir. Vücutta vurulacak önemli noktaları öğrenin… Vakit bulabilirsem bu noktaları bir anatomi haritası ile bir sonraki yazımda yayınlarım.

Eğer bir ateşli silah taşımayı düşünüyorsanız kesinlikle onu tanımalısınız ve onunla sık eğitim yapmalısınız (Ruhsat işleri beni ilgilendirmiyor). Aksi taktirde olası bir kullanma halinde eğitimsiz kullanırsanız kendinize, yakınlarınıza ve bir çok masum kişiye zarar verebilirsiniz…

Eğer vurulacak yerleri biliyorsanız, yakın mücadelede ateşli silaha ihtiyacınız yok. Kesicileri de tavsiye etmem (Kanın dışa akması beni hep etkilemiştir). Elin veya eline geçirdiğin her şey silahtır… Çok önceleri gözüne, gözüne vurulurdu, teke tek dövüşülürdü, erkeklik vardı mertlik vardı. Bazı tv. programları yabancı diziler ve onları örnek alan yerli diziler, derken devir değişti… Artık acımasızca olaylar oluyor ve kimse nedense DUR.! demiyor. Durum böyle olunca kanunlar değişti ve orman kanunları devreye girdi, kapan kaptığı ile yapan yaptığı ile kalıyor.

Bize düşen, en büyük silah olan aklı kullanmak.

Vurulacak yerleri aşağıdan yukarıya doğru sıralarsak… Ayakkabının hemen üzeri diz kapağına  kadar bacağın üzerinde kas bulunmayan ön kısmı. Elinizi diz kapağınızdan aşağıya doğru hafifçe bastırıp kaydırarak indirin anlayacaksınız (Alt ekstremitenin uzun kemiklerinin tibialis anterior kası altındaki tibia kemiği).

Dizden yukarıya doğru çıkalım… Bacaklarla boşuna uğraşmayın. Eğer saldırgan erkekse, ki genelde nedense çoğu erkek oluyor, belden aşağı vurulacak en önemli organ testisler’dir kesinlikle sizi bırakıp kendi derdine düşecektir… Lütfen sağlam vurun birkaç küfür gibi bir şeyler mırıldanırsa da aldırmayın… Ve sonra bayansanız kaçacak vaktiniz var demektir, kaçmadan saldırgan elleri ile testislerini tutarken ensesine veya sırtında tam omurgasının herhangi bir yerine sağlam bir darbe vurmayı unutmayın…

Karın bölgesinde; karaciğer ve en önemlisi solarplexus sternumun bittiği diyafragma kasının olduğu vücut bölgesi.

Özellikle savaş sanatlarında favori hedeflerden bir tanesidir. Bu bölgeye gelen bir darbe rakibin soluğunu keser, soluk almasını engeller ve haliyle size karşı savaşmasını zorlaştırır.

ama kat, kat giysi altında tam olarak yerini bulmak zordur, tam yeri bulunmayınca o kadar da etkili olmaz. Sinir ve damar düğümlerinin olduğu yerdir. Zayıf olmasının bir nedeni de; karın ve göğüs kasları kasılabilirken, o bölgenin kasılamamasıdır… Daha iyi ve etkili bir yer biliyorum hem de kocaman bir yüzey size uzanırken veya kollarını bir sebeple açtığında dirseğinizi kaburgaların tam kolların altında kalan üzerinde neredeyse kas olmayan kısma biraz sertçe vurabilirseniz o bölgedeki kaburgalar çabuk kırılır, kırılırsa kırılan kemik ciğere veya vurduğunuz yerin altındaki organa  batar ama o kısımlar tıbbı ilgilendirir… size de bir şey olabilirdi.

Eklemler, savaş sanatlarında çok önemlidir ama kesinlikle saldırgana zarar verebilmek için bu konuda eğitim gerekir.

Gırtlak, vuruş için cazip gözükmese bile kafaya doğru çıkarken vurulacak en ideal yerdir, saldırgan bir süre yutkunamaz, kulak ve çevresinde önemli yerler varsa da onları vurmaları için ustalara bırakın ve siz göz ve burun üzerine çalışın. Göz çukurda kaldığı için göze vurmak yerine sivri bir şey veya bulamazsanız parmağınızı sokun ve lütfen nazik davranmayın… Tek gözü hasar alsa da saldırgan iki gözünü kapatacaktır. Siz oradan ayrılırken sizi görmeyecektir …

Burun yan darbede kırılır ama bunun size yararı olmaz saldırgan o telaşla (adrenalin vs.) kaldığı yerden devam edebilir. Yukarı doğru vurulduğunda ise kırılan kemik, varsa beynine batar…sonuç her iki taraf için kötü… Siz canınızı kurtarıp kaçacağınız için saldırgandan daha  şanslı sayılırsınız… Sonra adama ne oldu diye düşünmeyin askeriyede eğitim zayiatı deniyor. Önemli bir şey olursa sonra sizi nasıl olsa bulur olayı anlattırırlar. Ama siz ölseydiniz anlatacak bir şeyiniz olmazdı.

Bu bilgileri bir kere okuyup “haklısın, kendimizi korumayı bilmeli, bunlar yararlı bilgiler, okumak güzeldi“ diyerek bir kenara atmayınız! Çünkü en geç bir ay içinde bu okuduklarınızdan aklınızda hiçbir şey kalmayacak. Kendinizi gerçek anlamda bir saldırıya uğrayabilecek bir kurban gibi görüp bir kere düşünün, ne yapabilirsiniz? PANİK!!!

Bu yazıyı okuyup tamam ben kendimi korumayı biliyorum demeyin çünkü hiçbir şey bilmiyorsunuz, her zaman için hazırlıklı olun! Bu ‘hazırlıklı olmak’ nedir peki?

Düşünsel güçtür! Herhangi bir saldırıya maruz kaldığınızda neler yapabileceğinizi hayal ederek, bu gibi korunma sanatlarını hafızanızda bulundurduğunuzdan emin olun ve imkanınız varsa sadece bir dönem için bir dövüş sanatı kursuna giderseniz en azından kendinizi en pratik şekilde nasıl savunacağınızı öğrenirsiniz ,benzeri bilgiler sizin kendinizi geliştirmenize de yardımcı olur. (İnanın, düşmenin bile bir sanatı var. En azından bir kavga anında düşerken incitmezsiniz, vücudunuzun korunmasız ve kalkan görevi gören bölgelerini öğrenebilirsiniz)

ÖNEMLİ NOT: Her ne olursa olsun karşı tarafta silah, bıçak gibi aletler olduğu surece onların size zarar vereceğinden emin olmadan saldırıya geçmeyin, istediklerini vermeniz en akıllıcası. Çünkü maddi hiç bir şey canınızdan kıymetli değildir..

 

Sağlıklı, huzur ve barış dolu günler dilerim.

Saygılarımla

Ahmet Kösoğlu

Shibumi Dojo

Uzak Doğu Savaş Sanatları ve Kültür Merkezi

 

 

( özel yakın mücadele dersleri verilmektedir..)

Kaynak Kitap: Defensive living, Bo Hardy, foreword by Richard D. Smith

Özel Kendini Koruma Dersleri Verilir

Uzak Doğu Savaş Sanatları ve Kültür Derneği Moda Cad. İçgören Pasajı No:122/22 Moda /Kadıköy /İstanbul Tel: 0216 – 349 03 87 / 88

Geçmişte Bazı Savaşçılar

Geçmişte bazı savaşçılar akupunkturcuların kullandığı Akupüresür noktalara vurarak dövüşürlerdi. Ünlü bir kılıç ustası, rakibinin ona bu şekilde saldırdığı bir düelloda, ölümcül derecede yaralanmıştı. Sonra kılıç ustası gezgin olmaya karar verdi ve dövüş yaşamından elini eteğini çekti. Yıllar sonra rakibi onu buldu ve tekrar düello yapmaya davet etti. Dövüştüler. İlk bir kaç darbeden sonra rakibi şaşkınlıkla bir kaç adım geri attı. Kılıç ustası gülümseyerek şunları söyledi;” Yirmi yıldır zayıf noktalarımı değiştirmek için eğittim kendimi.” Bunu gerçekleştirerek sonunda zafere ulaşabilmişti.

Ruhsallık; manevi gelişme, bir iç iyileşme sürecidir. Geçmişin yaralarını tümüyle keşfedip iyileştiremediğimiz sürece, kendini geliştirme yolunda en büyük engeller halini alabilirler. Bu iş yılarca sürebilir,ancak bunu başarmak zorundayız.  Çoğu kez öteki insanlar-düşmanlar yaralar bizi. Bu, görünmez incelikte bir şeydir. Düşmanlarımız sokaktaki diğer insanlar olabildiği gibi bize çok yakın insanlar da olabilir.Bu insanlardan uzaklaşır ve uygulamamızda başarıya ulaşırsak, onlar artık yaşamlarımıza tekrar girme şansını kaybedeceklerdir. Bu nasıl olabilir? Öncelikle bizi savunmasız ve zayıf hale getiren şeyleri değiştirerek.

 

Sık Sorulanlar

Uzak Doğu sporları deyince akla biraz sertlik, şiddet geliyor. Gerçekten böyle mi?
                  ŞİDDETİ ÖNLEMEDE BİR TERAPİ YÖNTEMİ OLARAK        
Savaş sanatları tam olarak anlaşıldığında iki insan arasında bir yenişme, alt etmek, kendi üstünlüğünü kanıtlamak, karşısındakine zarar vermek yönteminden çok daha farklı ve başka bir şey olduğu anlaşılır. Savaş sanatları tam uygulandığında kişiyi zihinsel dinginliğe, ruhsal bütünlüğe ve kendine güvene ulaştıran ruhsal bir yoldur… Savaş sanatlarının amacı kişiliği geliştirmektir… Kişinin kendini öfkeden, yanılsamalardan ve sahte isteklerden arındırmasıdır. Sağlıklı bir beden ve dingin bir ruha sahip olmak için önce bedenimize ve ruhumuza özen göstermemiz ve onları tanımamız gerekir. Savaş sanatları bize kendimizi tanıma imkanı sağlar ve bu sanatlarda ustalaşmak ise bedenimiz, zihnimiz ve aklımızı doğru şekilde kullanmayı öğretir bize. Savaş sanatları bedensel ve ruhsal gelişimi tamamlar. Bedeniniz doğru bir şekilde çalışmayı öğrendikçe yaşam gücünüz de artacaktır. Var olmaya çalışmak yerine yaşamaktan zevk almaya  başlayacaksınız. Ruh ve bedenen sağlıklı bir birey şiddete gerek duymaz.
Saldırganlığı özendirmiyor mu bu spor dalları? 
Hemen her canlıda kendini koruma güdüsü vardır ve bunu kendine ve de başkalarına ispatlama arzusu. Bu duyguyu ve güdüyü en emin yoldan ve zarar görmeden ancak Dojo ortamında tatmin edebilir. Korkan insanın genelde iki seçeneği vardır; ya saldırır, ya da kaçar. Hayvanlarda da durum böyledir. İnsan, ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemediği zaman şuursuz davranır ve ilkel yöntemlere başvurur, kaba ve saldırgan olur. Korkularını tanıyıp üstesinden gelen ve korkunun doğurduğu öfkeyi bilen insan bunları bünyesinden dışarı atar, boşalan bu boşluğa da sevgi dolar. Dojo'nun bireyi şiddeti Dojo'da bırakmıştır. Savaş sanatlarının, sağlıklı olmaya yönelik bir form tutma antrenmanı ve yaşam biçimi olarak insan organizması üzerinde, çeşitli olumlu etkileri vardır. Burada formda olmakla kastedilen, yaşam içinde bedensel, ruhsal ve toplumsal anlamlarda karşılaştığımız çok yönlü zorlanmalarla başa çıkma yeterliliğidir. Bu çalışmalarla amaçlanan  sağlıklı olma durumudur, "Kişinin kendisini bedensel, ruhsal ve toplumsal anlamda iyi hissetmesi durumudur." Savaş sanatları psikolojisi, kişinin kendi içinde ve başkalarına karşı duyduğu güvenin pekişmesini ve ayrıca dayanıklılık ve sürekliliğin gelişmesini kolaylaştırır. Savaş sanatları, konsantrasyon için, iç huzursuzluğun ve gerginliğin denetimi için tekniklerin öğrenilmesini sağlarken insanın kendi kişiliğinin bağımsızlığını kavramasının yollarını gösterir. Örneğin; düşmek; kişiyi kendi korkularıyla başa çıkmada yoğun ve başarılı bir biçimde eğitirken aynı zamanda özgüveni de büyük ölçüde güçlendirir. Düşme çalışmalarının antrenman dinamiği içinde sürekli bir yeri vardır ve kişinin (sözcüğün hem gerçek hem simgesel anlamıyla) "yeniden ayağa kalkma" ve "bilinçle düşme" yeteneğini geliştirir ve bunu giderek daha fazla yaşamın diğer alanlarına aktarmayı öğretir. Yaşamda da insan düşer, kalkar yine düşer, yine kalkar.
Çocuklar için önerilebilir mi Uzak Doğu sporları? Yurt dışında durum nedir?
Çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamada en etkili sporun judo olduğu söylenir. Yurt dışında, Fransa'da judo en ön sıralar da yer alır. Keza İngiltere'de de durum aynıdır. Almanya'da ise suça eğilimli çocuklar, suç işlemiş çocuklar ve problemli çocukların tekrar topluma kazandırılması için Pro-Judo e.V Option Sportive Program adı altında Adalet Bakanlığı, yerel belediyeler ve maddi destek sağlayan diğer kuruluşlarla beraber ortak ve verimli bir proje başlatmışlardır. Amaç; suç işlemeden önlem almak. Önceden alınan önlem sonradan telafisi mümkün olmayan olayları engeller. Hapiste veya ıslah evinde harcayacakları parayı suç işlememek için eğiterek eğitime harcayıp ortaya kapkaççı bir toplum çıkarmamak. Problemli kişilerin ve grupların topluma uyumunu sağlamak için bu başarılı çalışma Almanya'da uygulanmaktadır. Geniş bilgi için  adres ve faaliyeti destekleyen kurumlar listesi aşağıdadır.
Çocuğa bırakılacak en iyi miras iyi bir eğitimdir..
Der Pro Judo e.V. ve Langenhagen Polisinin ortak çalıştığı konular ‘Şiddete Karşı SPOR konuları takdir edilmekte ve her vesileyle ödüllendirilmektedir. Pro Judo, gençlerin cezalandırılarak yönlendirilmesi ve eğitilmesine karşı çıkmakta, gençleri bilhassa suçlu durumlardayken, daha çok yardım ve sporla yönlendirme konularına önem vermektedir. Osman Yanar Roggenkamp 8 30851 Langenhagen, Almanya Pro_Judo@hotmail.com

 

Langenhagen Şehir Kuruluşları: Polis, okullar, çocukları korumak için kurulmuş kurumlar (Jugendpflege, Präventionsrat) Universität Hannover, Fachhochschule

Aşağı Saksonya Spor Teşkilatı (LSB Niedersachsen)

DJB ve NJV (bölge ve eyalet judo federasyonları)

Lions-Club (bölgesel özel kuruluş)

Volkswagen Firması

Kaç yaşında başlanabilir?  Kaç yaşa kadar devam edilebilir?
Savaş sanatları ciddiyetle uygulanması koşuluyla, her cins ve yaş gurubundan insanlar için form tutmanın ve sporun her düzeyinde rahatlatıcı, eğlendirici ve tehlikesiz bir etkinliktir. Çocuklarda altı yaş grubu savaş sanatlarına başlamak için normal bir yaştır. Büyüklerde ise savaş sanatlarına başlamak için yetmiş yaş pek de geç sayılmaz… Tabi ki "judo" gibi müsabaka sporlarına erken yaşta başlamanın avantajı büyüktür. Savaş sanatlarında herkes kendi yaş ve fizik durumuna göre bir yol seçebilir. Örneğin Jojutsu bay, bayan her yaş gurubunun rahatlıkla yapabileceği bir savaş sanatıdır. İnsan ayakta durup yürüyebildiği süre savaş sanatlarıyla fiziksel olarak ilgilenebilir,yaş ile sınırlı değildir.
 
Salonunuzda şu anda düzenli spor yapmakta olan çocukların yaş grubu ve sayısı nedir?
Altı ila oniki yaş grubu, on veya onbeş kişi arasında, sayı değişir. Çok kalabalık olduğunda ise kontrol elden çıkar. Amaç
eğitimse bir hoca da en fazla o kadar kişiyle ilgilenebilir.
 Bir çocuğu eğitime alırken hangi özellikleri taşımasına dikkat ediyorsunuz?
Çocuğun yaşından çok verileni algılaması önemli, bazen dört yaşında fakat çok uyumlu çocukla çalışılır ve çocuk, hareketlere, oyunlara ve arkadaşlarına mükemmel bir uyum sağlar, bazen de tam tersi olur, sekiz dokuz yaşında olup hiçbir aktiviteye uyum sağlayamayanlar olur. Çocuklar bu sporlara anne, baba veya çevrenin ya da filmlerin etkisiyle başlar, sonra da severse devam eder.  Bu eğitimlere mani herhangi önemli bir sağlık problemi yoksa çocuklarda seçme hakkı çocuklarındır. Hepsi bizim çocuğumuz, hangisine hayır diyebilirsiniz? Bu durum büyüklerde faklıdır, talebe adayı farkında olmadan elemeden geçer, hal ve tavrı, birkaç hareketi, soruları kendini anlatır. Kabul edilip edilmediği kibar bir dille kendisine belli edilir. Geleneksel savaş sanatlarında referansla talebe alınır. Dojo farklı bir mekandır (savaş sanatlarının çalışıldığı mekan). Hocanın gözünden kaçanlar Dojo'nun gözünden kaçmaz, uyum sağlayamayanlar Dojo'dan ayrılmak zorunda kalır…
Uzak Doğu sporları genel olarak kişiye, aileye, özel olarak da çocuklara ne kazandırır?
– Uzak Doğu sporları kişiye sağlıklı bir vücut dingin bir ruh hali, kendine saygı ve güven kazandırır.(Kendine saygısı
  olmayanın  başkasına da saygısı olmaz)
– Aile ve topluma, sorunlarının ve sorumluluklarının farkında olan ahlak sahibi bir fert kazandırır.
– Kazandırdığı mücadele yeteneği sayesinde, sorunlar karşısında yılmayıp sorunu akıllıca çözmeyi öğretir.
– Bir disiplin sporu olan JUDO, çocuklara ve gençlere yaşlarına uygun anlamda yardımcı olur.
– Sorumluluk duygularını geliştirir.
– Eylemlerinin getireceği sonuçların bilincine varmalarını öğretir.
– Başkalarına ve çevrelerine özen göstermelerini sağlar.
– Kendi kendilerini denetleme mekanizmalarını güçlendirir.
– Var olan fiziksel gücü doğru kullanmayı öğretir .
– Düşünerek ve denetimli davranışı ön plana çıkarır.
– Özgüvenin güçlenmesini sağlar.
– Yakın çevredeki insanlara karşı saygılı olmayı öğretir.
– Kendine değer verme duygusunu geliştirir.
– Bedensel ve zihinsel enerjiyi bilinçli kullanmayı öğretir.
– Sürekli ve yoğun yüzleşme yeteneği kazandırır.
Bir çocuk ve bir yetişkin için bu sporların maliyeti nedir?
 -Maliyet açısından ise sadece gi denilen (çalışmalarda giyilen bir elbise) fiyatı 85.00 – 100 TL. Bir de çalıştığı Dojo'nun
 idamesi için katkı payı (aidat). Aidat Dojo giderlerine göre değişir, 100 – 150 TL.civarındadır.
 

 

UZAK DOĞU SAVAŞ SANATLARI

SHIBUMI DOJO

  info@shibumidojo.com
         Shibumidojo © 2009

 

 

Gerçek bir usta kendini belli etmez.

İçimizde oluşan “ikilik (dualité)” dediğimiz şeyi aşabilmek için yüksek bir şuur mu gerekiyor? 

Dünyaya ve evrene kendi bedenimizin devamı gibi bakma, doğaya baktığında doğanın sırlarını görme, kendi varlığını doğada görme hali farkındalık halidir… Aydınlanmadır. Bu bütünlüğü, birliği anlamak için bir örnek vereyim: Bedenimiz… Tüm organlarımızın toplamıdır bedenimiz… Ayak “ben ayağım”, el “ben elim” demez. Ya da beyin “ben beyinim” diye bağırmaz. Bir ayağımız bir yöne, öbür ayağımız öbür yöne gitmez. Bedenimiz bir  bütündür. El vücudun kaşınan yerini bilir, organlar arasında mükemmel bir uyum vardır. Evrende de öyledir… Her şey uyum içinde seyreder.
Kendimizle uyum sağlamak ise çelişkilerimizi ortadan kaldırmakla başlar. Bir tarafımızın istediği bir duyguya ya da bir isteğe diğer tarafımız karşı çıkıyorsa bu işi beceremedik demektir. Kendimizi tam olarak anladığımızda, bütün endişelerden, çelişkilerden, varsayımlardan kurtulup “kendimiz” olduğumuzda öz benliğimize iner, dünyayı ve evreni daha iyi anlarız. O zaman sadece bakmaz, görürüz. Gören, görülen, görme işlemi arasındaki ayrılık ortadan kalkar.Varlığı sınıflandırmadan, sınırlandırmadan var olduğu gibi görürüz.
Bunun için bir ustaya, bir yol gösterene ihtiyaç var mı?
“Usta”, yol gösteren, daha evvel o yoldan geçen, o yolları o konuyu bilen demek ise, ustayı tanıman gerekir değil mi? Gerçekten usta mıdır? O bilen adam mıdır? Test etmelisin. Gerçek bir usta talebe aramaz. Eğer yolu arayan biri, bir gün hocanın rehberliğini talep ederse bu yolda ilerlemesine rehberlik eder sadece… Talebe giderse de “niye gittin?” demez… Eğer bir usta seçilecekse o seni değil sen hocayı seçmelisin. Test etmelisin. Hoca seni zaten yolda test edecektir.
Usta sade bir insandır. Doğaldır, insanları etkilemeye çalışmaz. Onunla karşılaşanlar, görenler bir şeyler sezip etkilenirler. Gerçek bir usta kendini belli etmez, ustanın yaşamış olduğu süreç, geçmiş olduğu yollar, çektiği çileler sadece yüzünde bir tebessüm olarak kalmıştır. Bu tebessümden hocayı tanımak zordur… Usta günümüzdeki yaşam koçları ile karıştırılmamalıdır.
Hoca da kaybolabilir… ”Ben de kayboldum artık beni takip etme” diyebilecek hoca bulabilirsen gene şanslısın! En azından seni daha önce vardığı yere kadar getirebilir. Sen sonra yoluna yalnız devam edersin. Rehber seçimi çok önemlidir… Yanlış ve bilgisiz, deneyimsiz rehber dönüş olmayan yollara getirebilir kişiyi.  Evrenden büyük hoca tanımadım.
“Satori” uyanma demekmiş… Uyanma nasıl bir şey?
Evet, Yaşamaya uyanma… Gidilen bunca yolun vardığı yerdir satori. Özetle insanın kendi zirvesine yaklaşma halidir denebilir. Satori bir hedef değil, bu sonsuzluk yolunda sadece bir durak olarak kabul edilmelidir. Satori hakkında çok bilgiye ulaşabilirsiniz, oysa gerçek satoriye ulaşmış birisinin bile tüm detayları ile yazdığı bir yazı okunup Satoriyi anlamak mümkün olmayabilir.
Bu sebeple zen budist manastırlarında yapılan eğitimlerden çok dojoda yapılan eğitimleri anlatmak istiyorum… Öğrenci Dojo‘ya geldiği zaman Aikido veyaKenjutsu gibi disiplinleri öğrenmek istiyordur. Dojoda bunları öğrenir. Yüzeysel  olarak öğrendiği bu disiplinlerin derinine inmeyi talep ederse o artık öğrenci değil talebe olur, artık isteği değil talebi vardır. Talebeler diğer öğrencilerle bir arada çalışsa da teknikler daha çok içsellik ağırlıklıdır. Budist manastırlarında rahiplerin, dergahta dervişlerin yaptığı gibi dojonun bahçe, mutfak, temizlik, bakım işlerini yaparlar. Hoca talebelerinin yapılan bu işlerdeki davranışlarından ve diğer öğrencilerle, bitkilerle, hayvanlarla, eşyalarla olan ilişkilerini değerlendirir. Uyanık olup olmadığını anlar. Örneğin uyuyan bir talebe gördüğü bir kırık şişeyi olduğu yerden kaldırmaz, nasıl olsa birisi onu kaldırır diye düşünür… Hayata uyanan birisi ise olası bir tehlikeyi önlemek için derhal gerekeni yapar. Öncelikle düşünmeyi, doğru düşünmeyi bilmek gereklidir.
Ahmet Kösoğlu

Bir Cevap Yazın